son iki yıldır beni en iyi anlatan cümle bu: yüzebiliyorum ama ilerleyemiyorum.
sanki suyun üstündeyim, batmıyorum… ama kıyıya doğru attığım her kulaç, beni olduğum yerde tutuyor. ne geri dönebiliyorum ne de ileri gidebiliyorum. çırpındıkça daha da yoruluyor, daha da ağırlaşıyor, daha çok batıyormuşum gibi hissediyorum.
özel hayatım bir şekilde akıyor, kendi içinde dengede bile sayılabilir. ama onun dışında kalan her şey… sanki birbirine takılmış, karışmış, çözülmesi zor bir düğüm gibi. uğraştıkça sıkışıyor, sıkıştıkça daha da kararıyor.
beni bekleyen bir sonuç varmış gibi hissediyorum; adını bilmediğim, göremediğim ama yaklaşmakta olduğunu hissettiğim bir şey. belki bir kırılma, belki bir fark ediş, belki de sonunda bir kabulleniş.
herkesin deneyip kazandığını deniyorum, kaybediyorum.
kimsenin cesaret edemediklerini deniyorum, yine kaybediyorum.
kazanmaya değil, anlamaya çalışıyorum… ama bazen anlamaya çalışmak bile tükenmek gibi geliyor.
galiba bazılarımız için başarı ihtimal değil; sadece tekrar eden, soğuk bir döngü.
ve fark ediyorum ki; yaşarken anlaşılmaya mecburuz.
biri bizi gerçekten anladığında, nefesimiz biraz daha genişliyor.
anlaşılmadığımızda ise, yüzebildiğimiz halde ilerleyemememizin nedeni belki de tam olarak bu oluyor.
belki bir gün ilerlerim.
belki bir gün yüzmek yetmez, su beni taşır.
şimdilik sadece yüzmeye devam ediyorum — ilerleyemesem de.